18 Mart Çanakkale Savaşı kimlerle yapıldı ?

Tolga

New member
[color=]18 Mart Çanakkale’de Kim Kiminle Karşı Karşıya Geldi? (Kısaca “Dünya Dar Boğaza Sığmaya Çalışınca Ne Olur?”)[/color]

Çanakkale Savaşı denince çoğu kişinin aklına tek bir sahne gelir: boğazın dar suyunda büyük gemiler, kıyıda top sesleri ve “buradan geçeriz” diyen bir özgüvenle “geçemezsiniz” diyen bir direncin karşılaşması. Ama işin “18 Mart” kısmı özellikle deniz cephesinin sahne aldığı, tarihin adeta “tamam burada biraz duralım, çünkü olay büyüyor” dediği günlerden biridir.

Peki bu savaş kimler arasındaydı? Kısa cevap: bir tarafta Osmanlı İmparatorluğu, diğer tarafta dönemin en güçlü donanmalarından birini toplamış İtilaf Devletleri. Uzun cevap ise biraz daha kalabalık, biraz daha gürültülü ve açıkçası biraz da “bu kadar insan aynı boğaza nasıl sığdı?” dedirten türden.

[color=]İşin Bir Tarafı: Osmanlı İmparatorluğu (Ev Sahibi Avantajı Ama Öyle Kolay Değil)[/color]

Osmanlı İmparatorluğu, Çanakkale’de aslında ev sahibi sayılırdı. Ama bu “ev sahibi”lik bildiğimiz misafir ağırlama değil; daha çok kapıya dayanan dev bir filo ve arkasında büyük bir ittifak varken “buyurun ama içerisi biraz dar” deme durumu.

Boğaz savunması sadece gemilerle değil, kıyıya yerleştirilmiş top bataryaları, mayın hatları ve ciddi bir planlamayla yürütülüyordu. Özellikle deniz savunmasında mayın gemilerinin yaptığı iş, bugün olsa “bunu kim planladıysa iyi düşünmüş” dedirtecek türdendir. Yani Osmanlı tarafı, sadece güçle değil, coğrafyayı iyi okuyarak da sahnedeydi.

Bu noktada savaşın sadece “top atışı” olmadığını, aslında ciddi bir strateji savaşı olduğunu unutmamak lazım. Çünkü Çanakkale’de su bile tarafsız değildi desek abartmış olmayız.

[color=]Diğer Tarafta: İtilaf Devletleri (Büyük Plan, Büyük Gemi, Büyük Özgüven)[/color]

Karşı tarafta ise İtilaf Devletleri vardı. Başrolde:

* Birleşik Krallık

* Fransa

ve ilerleyen süreçte kara savaşlarında daha görünür olacak olan

* Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (ANZAC)

Başlangıçta plan oldukça “klasik büyük güç planı”ydı: Boğazı donanma ile geç, İstanbul’a ulaş, Osmanlı’yı savaş dışı bırak, Rusya’ya deniz yolunu aç. Kağıt üzerinde bakınca “neden olmasın?” dedirten bir plan.

Ama Çanakkale, kağıt üzerinde yaşayan bir yer değil. Orası daha çok “gerçek dünya sürümü farklı çalışıyor” uyarısı veren bir sahneydi.

İngiliz ve Fransız donanmaları, dönemin en modern zırhlılarıyla boğaza girdiğinde hesap basitti: güçlü gemi = hızlı sonuç. Fakat hesapta küçük bir detay unutulmuştu: dar boğaz, mayın hatları ve kıyı bataryaları.

Kısacası plan şöyleydi:

“Gireriz, geçeriz.”

Gerçeklik ise şöyle dedi:

“Bir dakika, burada biraz durun.”

[color=]18 Mart 1915: Deniz Gücünün “Dur” Dediği Gün[/color]

18 Mart, Çanakkale cephesinde deniz savaşının en kritik günlerinden biridir. İtilaf donanması, boğazı zorlayarak geçmeye çalıştı. Ancak Osmanlı savunması, özellikle mayın hatları ve kıyı topçusuyla ciddi bir direnç gösterdi.

O gün yaşananlar, sadece bir askeri çatışma değil, aynı zamanda “deniz gücü her şey değildir” dersi gibidir. Büyük zırhlılar ilerlerken, görünmeyen ama iyi yerleştirilmiş mayınlar ve koordineli savunma hattı dengeleri değiştirdi.

Sonuç olarak İtilaf donanması ağır kayıplar verdi ve geri çekilmek zorunda kaldı. Bu geri çekilme, aslında savaşın seyrini değiştiren kritik kırılmalardan biridir. Çünkü denizden geçilemeyince planın geri kalanı doğal olarak “biraz zor” hale gelir.

[color=]Savaşın “Takım Kadrosu” Aslında Daha Geniş[/color]

Çanakkale’yi sadece iki blok gibi düşünmek biraz eksik olur. Çünkü sahaya sonradan kara birlikleri de indi. Özellikle ANZAC birlikleri (Avustralya ve Yeni Zelanda askerleri), Gelibolu Yarımadası’nda kara savaşlarının önemli bir parçası haline geldi.

Yani tabloyu şöyle düşünebiliriz:

* Bir taraf boğazı gemilerle açmaya çalışıyor

* Diğer taraf “buradan geçiş yok” diyor

* Sonra kara birlikleri devreye giriyor

* Ve savaş, daha uzun, daha yıpratıcı bir hale geliyor

Bu süreç, Çanakkale Savaşı’nın sadece bir gün değil, uzun bir direniş ve çatışmalar bütünü olduğunu da gösteriyor.

[color=]Biraz Strateji, Biraz Coğrafya, Biraz da “Bu İş Sandığınız Gibi Değil” Gerçeği[/color]

Çanakkale’nin en kritik noktalarından biri coğrafyadır. Boğaz dar, akıntılar güçlü, görüş ve manevra alanı sınırlıdır. Yani “büyük gemiyle gel, rahat rahat ilerle” mantığı burada çalışmaz.

Osmanlı savunması bu durumu iyi değerlendirdi. Mayın hatları, sabit bataryalar ve koordineli ateş sistemiyle İtilaf donanması ciddi baskı altına alındı.

Bazen savaş tarihini anlatırken teknik detaylar soğuk gelir ama Çanakkale’de durum biraz farklıdır. Çünkü burada teknik detaylar, doğrudan sonucu belirlemiştir. Bir mayın hattı, bir donanmanın kaderini değiştirebilmiştir.

[color=]İşin İnsan Tarafı: Savaşın Sessiz Ağırlığı[/color]

Her ne kadar strateji, devletler ve donanmalar üzerinden konuşsak da işin özünde insan vardır. Genç askerler, farklı coğrafyalardan gelen birlikler ve aynı dar coğrafyada karşı karşıya gelen büyük bir yorgunluk…

Çanakkale, sadece askeri bir çatışma değil, aynı zamanda çok uluslu bir insan hikâyesidir. Bu yüzden bugün hâlâ hafızalarda güçlü bir yer tutar.

Ve belki de en önemli ders şudur: büyük planlar her zaman büyük sonuçlar doğurmaz; bazen coğrafya, bazen hazırlık, bazen de inatçı bir savunma dengeleri değiştirir.

[color=]Son Söz Yerine[/color]

18 Mart 1915, Çanakkale Savaşı içinde, deniz gücünün tek başına yeterli olmadığını gösteren kritik bir dönüm noktasıdır. Bir tarafta Osmanlı İmparatorluğu’nun savunması, diğer tarafta Birleşik Krallık ve Fransa başta olmak üzere İtilaf Devletleri’nin güçlü donanması vardır.

Bu karşılaşma, tarihe sadece bir askeri olay olarak değil, strateji, coğrafya ve insan iradesinin kesiştiği bir kırılma anı olarak geçmiştir. Ve bugün geriye dönüp bakıldığında, boğazın dar sularında yaşananların aslında çok daha geniş bir dünyanın dengelerini etkilediği daha net görülür.
 
Üst