Mühür kimde olur ?

Tolga

New member
Merhaba dostlar,

“Mühür kimde olur?” sorusu kulağa ilk anda eski bir deyim ya da basit bir iktidar tartışması gibi gelebilir. Ama bu soruyu ilk kez ciddi ciddi düşündüğümde, aslında gündelik hayatımızın tam ortasına dokunduğunu fark ettim. Bir toplantıda son sözü kimin söylediğini, aile içinde kararların kimden çıktığını ya da bir mahallede “sözü geçen” kişinin kim olduğunu düşündüğümüzde, mühür meselesi soyut olmaktan çıkıyor. Hepimiz, farkında olsak da olmasak da, bu mühürlerin kimlerin elinde dolaştığına tanıklık ediyoruz.

“Mühür” Ne Anlama Geliyor? Simgesel Bir Güç Okuması

Tarihsel olarak mühür; yetkiyi, meşruiyeti ve karar verme hakkını temsil eder. Devlet belgelerinden ticari anlaşmalara kadar, mühür kimin elindeyse söz de ondadır. Sosyolojik açıdan baktığımızda ise mühür, yalnızca fiziksel bir nesne değil; iktidarın, statünün ve tanınmışlığın simgesidir.

Bugün modern toplumlarda mühür, imza yetkisi, yönetici koltuğu, akademik unvan ya da medya görünürlüğü olarak karşımıza çıkıyor. Yani “mühür kimde?” sorusu aslında “Kimin sesi daha çok duyuluyor, kimin kararı daha bağlayıcı?” sorusuna dönüşüyor. Bu noktada toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörler belirleyici hâle geliyor.

Toplumsal Cinsiyet: Yetki Kime Yakıştırılıyor?

Araştırmalar, kadınların ve erkeklerin benzer yetkinliklere sahip olsalar bile farklı biçimlerde algılandığını gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun toplumsal cinsiyet eşitsizliği raporları, karar alma mekanizmalarında kadınların hâlâ ciddi biçimde az temsil edildiğini ortaya koyuyor. Bu durum, “mühür” denilen yetkinin çoğu zaman erkeklerle özdeşleştirilmesine yol açıyor.

Kadınlarla yaptığım sohbetlerde sıkça duyduğum bir şey var: Yetki kullandıklarında “sert”, “fazla iddialı” ya da “uyumsuz” olarak etiketlenebilmek. Bu, mühür kadınların eline geçtiğinde, onun meşruiyetinin sorgulanmasına neden oluyor. Kadınlar bu noktada daha empatik bir bakış sunuyor; kararların ilişkileri nasıl etkilediğini, güç kullanımının insanlarda nasıl izler bıraktığını daha fazla düşünmek zorunda kalabiliyorlar.

Erkekler arasında ise çözüm ve sonuç odaklı bir yaklaşım daha sık görülüyor: “Yetki kimdeyse sorumluluk da ondadır” anlayışı. Ancak bu da tek tip bir erkeklik deneyimi değil. Birçok erkek, kendisinden beklenen “güçlü olma” rolünün altında ezildiğini ve mühür sahibi olmanın duygusal yükünü taşıdığını açıkça ifade ediyor.

Irk ve Etnik Köken: Görünmez Bariyerler

“Mühür kimde olur?” sorusu, ırk ve etnik köken söz konusu olduğunda daha da karmaşıklaşıyor. Sosyolojik çalışmalar, çoğunluk gruplarına mensup bireylerin aynı başarı düzeyinde bile daha hızlı yükseldiğini gösteriyor. Özellikle göçmen kökenli ya da azınlık gruplarından gelen insanlar için mühür, çoğu zaman ulaşılması daha zor bir sembol.

Kendi gözlemlerimde, aynı eğitime ve deneyime sahip iki kişiden, “daha makbul” kabul edilen kimliğe sahip olanın daha kolay yetki aldığını gördüm. Bu durum, sadece bireysel önyargılarla değil, kurumsal alışkanlıklarla da ilgili. Irk ve etnik köken, mührün kime yakıştığına dair sessiz ama güçlü normlar üretiyor.

Bu noktada empatik yaklaşım yine önem kazanıyor. Azınlık deneyimleri, gücün sadece kullanılma biçimini değil, elde edilme sürecindeki engelleri de görünür kılıyor. Çözüm odaklı bakış ise, eşit temsil politikaları ve şeffaf değerlendirme sistemleri gibi yapısal adımlara işaret ediyor.

Sınıf Meselesi: Mührün Ekonomik Yüzü

Sınıf, mührün en somut belirleyicilerinden biri. Ekonomik sermayesi olan bireyler, yalnızca daha fazla seçeneğe değil, daha fazla güvenilirliğe de sahip kabul ediliyor. Pierre Bourdieu’nun sermaye türleri üzerine yaptığı çalışmalar, ekonomik, kültürel ve sosyal sermayenin nasıl iç içe geçtiğini açıkça gösteriyor.

Alt sınıflardan gelen biri için mühür, çoğu zaman ekstra çaba, sabır ve “kendini kanıtlama” zorunluluğu anlamına geliyor. Üst sınıflar içinse mühür, bazen neredeyse doğal bir miras gibi aktarılıyor. Bu eşitsizlik, “herkes eşit fırsatlara sahip” söylemini sorgulamamıza neden oluyor.

Kadınlar bu sınıfsal farkları çoğu zaman bakım emeği, güvencesiz iş ve görünmez emek üzerinden deneyimlerken; erkekler, maddi başarı baskısı ve “ailenin direği olma” beklentisiyle karşı karşıya kalabiliyor. Yani sınıf, cinsiyetle birleştiğinde mührün ağırlığı katlanıyor.

Toplumsal Normlar ve Meşruiyet Sorunu

Asıl mesele, mührün kime verildiğinden çok, bu yetkinin nasıl meşrulaştırıldığı. Toplum, bazı insanların mühür taşımasını “doğal” kabul ederken, bazılarını sürekli sınavdan geçiriyor. Bu da eşitsizlikleri yeniden üretiyor.

Güçlü tarafımız şu: Bu normlar değişebilir. Zayıf tarafımız ise, çoğu zaman bu normları fark etmeden yeniden üretmemiz. Günlük hayatta kime daha çok kulak verdiğimiz, kimin sözünü “abartı” bulduğumuz bile bu zincirin bir parçası.

Düşündüren Sorular

Mühür gerçekten liyakatle mi dağıtılıyor, yoksa alışkanlıklarla mı?

Yetki el değiştirdiğinde, biz o kişiye aynı güveni göstermeye hazır mıyız?

Kendi hayatımızda, başkasının mührünü sorgularken hangi önyargılarla hareket ediyoruz?

“Mühür kimde olur?” sorusu basit bir iktidar tartışması değil; toplumsal yapının aynası. Bu aynaya bakmak bazen rahatsız edici olabilir ama değişimin ilk adımı da tam olarak burada başlıyor. Forumda bu konuyu farklı deneyimler ve bakış açılarıyla tartışmak, belki de mührün daha adil dolaşabildiği bir toplum hayalinin kapısını aralayabilir.
 
Üst